Yavru Çita

Yavru Çita

Yavru Çita

2 dk okuma

Sabahın ilk ışıklarıyla güne başlamıştı. Evin tüm camlarını açmış, temiz havayı bütün eve doldurmuştu. Bu saatlerde yaptığı işler sanki daha hızlı bitiyormuş gibi hissediyordu. Okula yolcu ettiği çocukları arkalarında biraz dağınıklık bırakmıştı. Girdiği her odaya bir el atmış, çabucak toparlamıştı. Mutfakta demlenen taze kahve kokusu ise Hande için büyük mutluluktu. Mutfakta bugün ne pişireceğini düşünürken televizyonu açtı. Eşinin dün akşam baktığı belgesel kanalı açıktı. Ekrandaki yavru çitalar o kadar tatlılardı ki.  “Her canlının yavrusu ne de sevimli” demeden geçemedi. Anne çita yavrularını bir süreliğine bırakmış, yerine başka bir çita annelik yapmıştı. Bu hikaye bir anne olarak Hande’de de merak uyandırmıştı. Belgeselde ki dış ses yavruların bir miktar açlık duyması gerektiğinden bahsetti. Eğer açlık duymazlarsa hareket edemezlerdi. Ve bulundukları doğada yaşam mücadelesini kazanmakta zorlanacaklarını ekledi.

Kendi yavrularını düşündü; her ihtiyaçlarını eksik etmemeye çalıştıkları. Daha okullar açılmadan ihtiyaç listesi eksiksiz alınmış, her malzemeden fazlasıyla hazır edilmişti. Yaz tatilinde birkaç farklı tatil yerine gidilmişti. Kurslara götürmüş, belki heves ederler diye eve piyano bile almıştı. Bisikletler, patenler ve daha niceleri. Tüm bunlara rağmen çocuklar evde hiçbir aktivite yapmak istememişti. Sıkıldım deyip durmaları, sürekli tabletle vakit geçirmek istemeleri de cabasıydı. Evde yapılması gereken sorumluluklarda ilgisiz kalıyorlar, iş gezmeye, yeme içmeye gelince herkesten önce harekete geçiyorlardı. 

Bu durum arkadaş çevresinde de farklı değil. Buluştukları ortamlarda benzer durumdan şikayet ediyorlardı. Okulla ilgili en ufak bir hedeflerinin olmamasından dert yanıyorlardı.

  •  “Her şeyleri var ama yine de mutsuzlar.”
  • “Sadece kendi istekleri olsun istiyorlar.”
  • “Kendileriyle ilgili ufak bir hedefleri bile neredeyse yok.”  

Benzer cümleler birbirini kovalıyordu.

Peki ya büyüdüklerinde ne olacaktı?

Sonra günümüzdeki boşanmaları düşündü Hande. Oysa aileler çocuklarını bin bir zahmetle evlendiriyorlardı. Çeyizi, düğünü, ev eşyası derken onca masrafta cabasıydı. “Yeter ki mutlu olsunlar diyorlardı”.  Sonrasın da ise hiçbir eksiği olmadan dayanıp döşenmiş evler yuva olamadan dağılıyordu. Her şey o kadar hazırdı ki gençlere yapacak bir şey kalmamıştı sanki. Hayata atılıp çabalamak, mücadele etmek istemiyorlardı. Her şey hazırdı belki ama asıl olması gereken eksikti.

Benzer sebepler benzer sonuçları doğurmuştu aslında. İnsanın eksik olarak gördüğü hayatında mücadelesini de başlatan değil miydi? Tıpkı o yavru çita gibi. Açlığı olmasaydı nasıl avlanıp büyüyecekti?  İnsanın da ihtiyacı olan bir çitadan farksız değildi. Çok istediği oyuncağı alınmadığında bir çocuk nasıl da hemen harekete geçebiliyordu. İmkanları kısıtlı olan bir genç hem çalışıp hem de derece yapabiliyordu. Kişiler değişebiliyordu belki ama açlığın insana iyi geldiği gerçeği değişmiyordu…

Asıl kazanç, hedeflere yürürken öğrendiklerindeydi ve bu niyetle çıktığı yolculuk, hayatındaki en değerli başlangıç olacaktı...
Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar (49)

  • Nurdan dedi ki

    4 Şubat 2026

    Artık çocuklar obez olmaya başladı o kadar tokluk sadece bedenlerini şişirmemiş demek ki.

  • Hatice dedi ki

    5 Şubat 2026

    ​Günümüzde çocukların önüne o kadar çok imkan veriyoruz ki; 'ben göremedim çocuğum görsün', 'ben giyemedim çocuğum giysin', 'ben evlenirken kimse yardım etmedi, çocuğum o zorluğu çekmesin' diyerek aslında iyilik yapalım derken onların gelişimine engel oluyoruz.
    ​Çabalamadan ulaştıkları her şey, onlar için değerini yitiriyor. Bugün değersizleşen şey küçük bir oyuncak, bir elbise ya da bir ayakkabı olabilir; ancak zamanla bu durum arabaya, eve ve hatta eş seçimine kadar uzanıyor. En ufak bir zorlukta dağılan, temeli sağlam olmayan evlilikler ortaya çıkıyor.

    • Selmin H. dedi ki

      9 Şubat 2026

      Yavru çıtalar açlık duymazsa hareket edemiyorlar, gelişemiyorlar, marifetlenemiyorlar. Anneler ise daha çocuk acıktım demeden önüne yemeğini koyuyor, susadım demeden suyunu veriyor. Halbuki büyüklerimiz ne demiş '' ağlamayan çocuğa m*me verilmez''

    • Cansu P. dedi ki

      10 Şubat 2026

      Daha dün konuşuldu ortaokul ve lise anneleri ile neden bu kadar hırçınlar diye... Gerçekten her imkanı sağladığımız için marifetlenmeyen çocuklar büyüdükçe isteklerini elde edecek marifetleri olmuyor ve hırçınlaşıyorlar. Hayatın akışına dahil etmediğimiz çocuklarımıza çok büyük haksızlık ediyoruz😔

  • Almina dedi ki

    5 Şubat 2026

    Çocuklarımız iyi olsun diye her şeyleri tam olsun diye uğraşıyoruz. Oysa ki biz yaptıkça onlara alan kalmıyor. Harekete geçme ihtiyacı kalmıyor. Böyle olunca hep başkasından bekleyen bir nesil oluyor. Her yaşın alabileceği sorumluluklar var aslında. Çocuklarımız iyi olsun yetişsin istiyorsak o yaşın sorumluluklarını alabilmelerine ve çocuklarımıza zorlandıkları yerde destek olmamıza ihtiyaçları var. Doğada hayvanların birbirlerini yetiştirip geliştirmesinde bunu görüyoruz.

  • Sinem C. dedi ki

    5 Şubat 2026

    Eskiler ne güzeldi sözünün bir açıklaması gibi. Çünkü eskiden hayatla ilgili eksiklikler çoktu ve aileler bu eksikleri tamamlamak için ortak bir hedef belirliyor, bu hedef doğrultusunda çabalıyordu. İnsanı geliştiren şey de eksiklerini tamamlamaya çalışırken öğrendikleri aslında.

  • Tülin D dedi ki

    5 Şubat 2026

    Günümüzde çocukların en büyük problemlerinden biri de bu değil mi? Her istedikleri, hatta istemedikleri bile alınıyor, çocuğun bunun için çaba sarfetmesine bile gerek kalmıyor . Sonuç hiç bir şeyden memnun olmayan, tatminsiz , herşeyi senden bekleyen çocuklar malesef.

  • Nrana S dedi ki

    5 Şubat 2026

    Bir miktar açlık insanı daima diri tutar.

  • Kadriye dedi ki

    5 Şubat 2026

    Her şey var ama yine de mutsuzlar...Bu dönemin problemi imkanlar hepimizi bozdu. Ellerinize sağlık Çok güzel bir yazı olmuş.

  • Seçilen dedi ki

    5 Şubat 2026

    Aç olmayan insan elini bile kaldırmıyor ya. Açlık ile çaba arasında ciddi bir bağlantı var. Tam zıttında yetiştirildik. Ne kadar doyarsak o kadar iyi performans gösteririz gibi. Ama hiç öyle olmadı. Doğadan da ispatı var işte.

  • Rana Y. dedi ki

    6 Şubat 2026

    Karnı tok olan bir insan neden yemek yapmakla uğraşsın ki? Çeşit çeşit oyuncağı olan çocuk neden bir oyuncak için annesinin suyuna gitsin? Dört dörtlük dükkanı olan adam neden müşterileri için daha kaliteli seçenekler sunmaya çabalasın? Açlığı olmayan insan hareket etmiyor. Bir üst seviyeye çıkmak için çabalamıyor. Marifetlenmek yerine yeterli görüyor kendini. Belki de bu yüzden yavaş yavaş geriliyor.

  • Havvanur S. dedi ki

    6 Şubat 2026

    Yavru çitaların açlıkta oluyor olması onu o konuda hedef belirlemeye iter. Hayatında bir eksiklik var ve onu tamamlaması lazım. Tamamlamak için de harekete geçme isteği doğar ve böylelikle hareket başlar. Her canlılının hareket sebebi de aslında bu değil midir?

  • Ayşe dedi ki

    8 Şubat 2026

    Sıkıldım bu çağın en çok söylenen sözü galiba gerçekten.. imkan sağladıkça memnuniyetsizliği katlanarak artan bir nesil var. Hatta büyüklerde bile öyle. Yokluk ya da eksiklikmiş aileyi asıl kenetleyen. Yavru çitalar ne güzel anlatılmış ve o çıtaların annesi.. öğrenecek, alacak çok şeyimiz var önce kendi ellerimizle kaybettiklerimizi..

  • Meltem U dedi ki

    8 Şubat 2026

    Bu dönemin çocuk yetiştirmede en büyük yanılgısı şu açlık konusu. İmkanlarımızı tükettirerek marifetsizleştirdiğimiz çocuklarımız, tek başına birşeyi halledemeyen, sürekli üretme konusunda birilerine ihtiyaç duyan., misafire hoşgeldin diyemeyecek kadar iletişim becerisi bozulmuş, tüketime boğulmuş çocuklarımızı bu hedeflerde aç bırakmaz isek harekete geçmesi de aynı ölçüde imkansız görünüyor. Ve tabiki büyümüş ama yetişememiş biz ebeveynler de durum değişmiyor maalesef.

  • Emine A. dedi ki

    8 Şubat 2026

    Günümüzü anlatan bir yazı olmuş. Farkına varabilmek ümidi ile..Teşekkürler..

  • Seba dedi ki

    9 Şubat 2026

    Ne tok olan kişi yemeğin lezzetini hisseder, ne de susamayan olan içmenin zevkini farkeder .Ya da hasta olmayan biri o kadar sağlığın değerini takdir edebilir.

  • GÜLAY dedi ki

    9 Şubat 2026

    Her şeyi tam olursa insanın daha mutlu olacağı yanılgısına düştük. Halbuki hayatında başarı kazanmış, bir yerlere gelmiş birçok insanın hayatında bir şeylerin eksikliğini yaşadığını görüyoruz. İnsanı harekete geçiren de işte bu eksiklik.

  • Fatma D. dedi ki

    10 Şubat 2026

    Sonra o herşeyi tamamlanmış ama yuva olmayan ev dağılınca anne baba daha çok üzülüyor çünkü onlar emek verip masraf edip ev yaptılar
    Gençlerin umrunda olmuyor belki üçüncüde olur abla deyip çıkıyor işin içinden

  • Işık dedi ki

    10 Şubat 2026

    Koyun kuzusunu doyurmak için kendini paralamıyor. Oysa gözünüzün önüne ek gıdaya başlamış bir çocuk getirin. Anne-baba-dede- nine hepsi per perişan bir kaşık daha yesin diye. Oysa çocuk doktorları hep der ki kontrole gelen anne- babaya, "Hiçbir çocuk açlıktan ölmez, acıkınca yiyecek"
    Bu yazıyı okuduktan sonra bir şey de ben eklemek istedim, " Hiçbir çocuk açlıktan ölmez, hatta açlık çocuğu yemek yemek üzere harekete geçirir..."

  • Serap Y. dedi ki

    10 Şubat 2026

    Modern şehir yaşamında çıcuklarımıza sunduğumuz imkanlar gerçekte kendi potansiyellerini ortaya çıkarmanın önünde ki en büyük engel mi ? Yazının bana düşündürdükleri… Kaleminize sağlık

  • Ayşe K dedi ki

    11 Şubat 2026

    Bir martı ile.karşılastım, bir evin 5.katında pencereyi tıklatan. Korkmuştum tabii :)
    nedenini sormuştum evin sahibine..
    Meğer alıştırmışlar ekmek veremeye..
    Halbuki bir martı denizlerde balık avlamaz mıydı?
    ona verilen imkan onu kendi balık avlama mariferinden aldı...
    çocuklarda ona verilen imkanlarda niye hareket etsin ki! niye çabalasın...

  • İsmet E. dedi ki

    11 Şubat 2026

    Günümüzde çocukları, bu kuşak böyle deyip kendimize hiçte bakmadan, sanki o çocuklarda sorun varmış gibi çözüm aramaya çalışnamiz ne kadar da acı verici. Oysa ki gerçekten öyle mi? Hiç düşündük mü?

  • Ayten D dedi ki

    11 Şubat 2026

    Her başarının ardında bir açlık var. Bazen maddi, bazen manevi. Ama mutlaka bir eksiklik, tok insanın birşey yapma sebebi yok

  • Tuğba dedi ki

    11 Şubat 2026

    Her zaman daha iyisini yapalım, daha iyi imkanlar olsun derken aslında ne kötü bir iş yapıyormuşuz. Mesele bizim onlara yaptığımız da değil. Onların kendisi için yapmasındaymış.

  • Seviye dedi ki

    11 Şubat 2026

    Öğrendim ya hemen uygulamaya geçenlerdenim.
    Uyguladım test ettim.
    *güne erken başlamak muhteşem.
    *Günümüz dünyasında çok kolay olmasa da uygulaması ne güzel değil mi. hemen anında görüyorsun. mücadeleyi ve çabayı nereden göreceğiz başka eğer bir miktar. eksik bırakmaz isek...

  • Özlem Ö dedi ki

    11 Şubat 2026

    Her ihtiyacını karşıladığımız çocuklarımızın harekete geçmelerini beklemek ne büyük bir yanılgı...oysa hareket, açlıkla ilgiliydi.

  • Ukbe U. dedi ki

    12 Şubat 2026

    Başarılı olan kişiler hayat hikayelerinde geçmişlerinde yaşadıkları zorluklardan ve imkansızlıklardan ve bunları nasıl aştıklarından bahsederler. Hem okuyup hem çalışmak zorunda kalanlar… Yamalı kıyafetler ile okul hayatını tamamlayanlar… Bir göz odalı bir evde yaşamak durumunda kalanlar… Bu şekilde başarılı olan kişilerin imkanları arttığında ise kendi yaşadığı zorlukları çocukları yaşamasın isterler. Mutlu ve başarılı olmaları için kendi imkanlarını çocuklarına sunarak tam zıttında onları rahata alıştırabiliyorlar. Peki bu çocuklar hayatta kendilerini başarıya götürecek hedef belirleyebiliyor mu? Yoksa nasıl olsa ailemin durumu iyi diyerek hayata karşı bir hedef belirlemekten geri mi kalıyorlar?

  • Murat Y. dedi ki

    12 Şubat 2026

    Mesele açlık tokluk dengesini ayarlayabilmek.Çocuklarımız doyurarak ne kadar kötülük yapıyoruz.Bir gün bize niye bizi kötü günlere hazırlamadınız?Diye bir soruda gelebilir.

  • Fatih A. dedi ki

    12 Şubat 2026

    insan hayatında dengeyi neden bozar? kimse mutsuz olmak istiyorum diyerek hareket etmez. daha mutlu olmak için yaptığı o güzel görünen şey neyse miktarını arttırır. Bir süre sonra dönüp arkasına baktığında bir enkazla karşılaşır.

  • FATİH B. dedi ki

    13 Şubat 2026

    Çocuğu tok bırakmak... eline tüm eğlendiricileri vermek. eskiden kızlar seksek oynar, toprakla ağaç yapraklarıyla yaprak sarma yapardı erkekler de top oynar, ağaçlara çıkar derelerde yüzerlerdi. Yani oyuncak bile yoktu ama eğlenebiliyorlardı. Ama şimdi her türlü eğlendiriciyi eline verince... Bilgisayarda 300 Km/h hızla araba süren çocuk birden matematik çözmeye oturuyor sonra o ona çok yavaş geliyor. bilgisayarda telefonda her şey çok hızlı akıyor ve çok doğurgan. Bir video izlenediğinde hemen benzerleri harşına çıkıyor. eskiden en azından sinemaya gitmek için bile bir bedel ödenirdi vakit ayrılırdı, bilet parası verilirdi. şimdi her şey çok hızlı ve oturduğun yerden ayağına geliyor. izlediği filmi bile x2 de izliyor biri bitince diğerine geçiyor. oynadığı oyun zaten hızlı... sonra bu çocuğu oturt matematiğin başına... hem algısı düşük hemde çabuk sıkılmaya başlıyor. demin 300 le arabayla gidiyorduk şimid 20'yle bile gitmiyoruz....

  • Hilâl dedi ki

    14 Şubat 2026

    Doğaya baktığımızda hiç bir hayvanın, çocuğunu mutlu olsun diye yetiştirmediğini görüyoruz. Ayakları üzerinde, ebeveynine ihtiyaç duymayacak şekilde yetişmesi ve kendi yuvasını kendi yapması yönünde yetiştiriliyorlar. İnsandan başka hiç bir canlı, yavrusu yetiştiğinde ona gidip yuva kurmuyor..

  • Faruk G dedi ki

    14 Şubat 2026

    Aç olmak sorun değil. Neye açsın ona bakmalı insan... Ne güzel bir tespit... Hangi konuda açsan o konuda merağın oluyor...

  • Uğur K. dedi ki

    14 Şubat 2026

    İnsana imkanlar sunulduğunda, hayatı zorluksuz yaşadığın da böyle süreceğini zannediyor ne yazık ki, ama hayatta her an herşey olabiliyor ve imkan elinden alındığı zamanda o çekmediği zorlukların daha fazlasını çekmek zorunda kalıyor.

  • Zeki K. dedi ki

    15 Şubat 2026

    Eksik bırakmanin önemine çok iyi deginilmis. Biz eksiksiz kalsın diye uğraşıp duruyoruz.

  • dedi ki

    20 Şubat 2026

    Bazı gençler mutsuz, hedefsiz, idealsiz, doymayan, tüketen, kıymet bilmeyen, hareketsiz. İşin aslı tok olan, imkanlar içinde boğulan bir nesil. Ve bu durumu o çocukları yetiştirenler olarak ebeveynler yaptık. Hiç aç kalmadılar ki, hiç eksiklik hissetmediler. Hiç beklemediler o hayaline ulaşmak için.
    Çok güzel ele alınmış, hiç aklımıza gelir miydi, açlık bize iyi gelen bir durummuş..

  • Burcu Büyükşeker dedi ki

    2 Mart 2026

    Bu örnekte olduğu gibi doğadan hayatımıza öyle güzel deneyim transferleri alabiliriz ki yeterki görmesini bilelim. O halde yavrularımıza nasıl açlık oluşturabiliriz?

  • Hazar Ü. dedi ki

    6 Mart 2026

    Başarı yolunda imkansızlığın engel olduğunu sanıyoruz ama değilmiş aslında.

  • Nur S. dedi ki

    6 Mart 2026

    Herhangi bir şey için gereken hareket motivasyonu o eksikliklerde saklı değil mi?

  • Rabia dedi ki

    29 Mart 2026

    Her hayvanın yavrusu gerçekten çok sevimli... Hayvanlar en şaşırdığım şeylerden biri kesinlikle annelerin yavrularına tavırları. Koyunlar yavru emsin diye olduğu yerde uzun sür beklemez, atlar bir süre sonra ayağa kalksın diye uğraşır, kuşlar uçsun diye yuvadan atlamasını destekler... İnsan açısından baktığında ne kadar da merhametsiz duruyor yaptıkları. Halbuki iş bambaşka. Böyle yaparak onları hayata hazırlıyorlar.

  • T. YALÇIN dedi ki

    7 Mayıs 2026

    Demekki çocukda olsa, yetişkinde olsa, insana imkan verip alışkanlık haline getirmek iyi bir şey değilmiş.İnsanoğlunun dününden daha başarılı ve mutlu olabilmesi için onu motive edecek bir yoksunluk olması gerekiyormuş.Tıpkı doğada olan bozulmamaış canlılar gibi.

  • Melike Ç. dedi ki

    7 Mayıs 2026

    Biz yavrularımızı hayatın gerçeklerine göre mi yetiştiriyoruz acaba?
    Göz göre göre yanıldığımız konulardan...

  • Aynur dedi ki

    7 Mayıs 2026

    En unutamadığımız anılarımız genelde imkan olmadan yapıp ettiklerimizdi. İşin ilginç tarafı da oralarda da başarı öykülerimiz olurdu. Bu yüzden insanı ayağı kaldıran şey açlıklarının olmasıdır.
    Bu evlilikte de böyledir, okul hayatında, ilişki boyutunda da.

  • Feyza m. dedi ki

    7 Mayıs 2026

    Dayalı döşeli anahtar teslim kurulan evlilikler nasıl da bir çırpıda bitiveriyor. Oysa bir kanepe ile başlayan 50 yıllık evlilikler şimdilerde televizyonda belgesel olmaktan öte geçemiyor. Eş seçerken ki öncelikler ne kadar da değişti. Hiçbir şey eksik olmasın cümlesi ne kadar da tehlikeli..

  • Ece U. dedi ki

    7 Mayıs 2026

    Her şeyleri tam olduğunda mutlu olacağınız sandığımız çocuklar, aslında o kadar kolay hazır ulaştıkları için mutsuzlar. İnsanın kendi çabalarıyla aldıkları, kendine kattıkları her zaman daha kıymetli, günümüz anneleri için çok güzel bir yazı teşekkürler

  • Büşra D. dedi ki

    8 Mayıs 2026

    Günün sonunda duyduğumuz ve kullandığımız cümleler benzer oluyor sahiden;
    Ne yaptın ki benim için
    Yapmasaydın?
    Bak arkadaşımın ailesine…
    İmkanlarını sonuna kadar tüketen çocuklar ve gençler kendilerini hep bir kıyasın içinde buluyorlar ve mutsuz oluyorlar…

  • Çilsem Karababa dedi ki

    8 Mayıs 2026

    Oğlum 1 yaşını yeni geçti, hayatı yeni keşfetmeye başladı ve onu hayatı keşfederken izlemek çok hoşuma gidiyor. Gördüğü oyuncaklarla çok ilgilenmeye başladı.

    Bu yüzden ona hep farklı farklı oyuncaklar ve en iyilerini en pahalılarını alasım geliyor.. sonradan çocukluğumu hatırlıyorum.. ben şimdi çocuğuma daha o oyuncağı görüp kendi bile istemeden ben alırsam ne kıymet bilecek ki?

    Biz eskiden günlerce istediğimiz oyuncağı sayıklardık, alındığında da unutulmaz olurdu..

    Aynı keyifleri çocuğum da yaşasın istediğim için ona oyuncak almıyorum :))

    Umarım bizim yaşadığımız tadı alabilirler..

  • Eymen Arslan dedi ki

    9 Mayıs 2026

    Aklıma evcil hayvanlar geldi,kediler mesela mama verip beslemeye çalışıyoruz,amacımız aç kalmamaları ve tamamen iyi niyetle yaptığımız bir davranış lakin onlar doğada yapıları gereği zaten beslenme yeteneğine sahipler ve bunu avlandıkları sürece geliştiriyorlar,biz mamalarını hazırlayıp önlerine her koyduğumuzda aslında onların avlanma özelliklerini kaybetmelerine ve gün geçtikçe bu konuda daha büyük sıkıntılara sokuyoruz,oysa niyetimiz başta aslında tamamen iyilikti ama sonuca baktığımızda aslında öylemiydi,tıpkı evlatlarımız gibi,herşeylerini tastamam önlerine koyduğumuzda aslında iyilik mi yapmış oluyorduk !...

  • Merve dedi ki

    20 Mayıs 2026

    Hayatın her alanında marifetlenebilmek için insanın açlığı olması gerekir. İnsan isteyen bir canlı. O isteği yönünde hareket ediyor. İstiğiöiz olduğu sürecede problem olacak. Seçiyor olmakız çok kıymetli neden? Çünkü marifetleneceğimiz alanı belirlemiş oluyoruz. Genelde anne babaların düştükleri hatlardan bir tanesi çocuklarımıza seçim hakkı tanımadan onlar adına karar verip marifetlenmelerini ellerinden alıp, kolaylığa sürkleyebiliyoruz

  • Funda A. dedi ki

    20 Haziran 2026

    Herşeyi hayatımızda dörtdörtlük yapmak istemek o süreçtede verdiğimiz efor bir süre sonra insanı doyumsuzlaştırıyor aslında. Gücümüzün yettiği kadar üretim yada tüketim yapıp , yapamadığımızıda bir sonraki imkanlarımızla yapsak sanırım işimizi kolaylaştıracak

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.