
Nice Mutlu Yaşlara
Sevmek, birinin adına karar vermek mi? Annesinin gölgesinden kaçan genç kız, yıllar sonra anne olunca neyi fark etti? Büründüğümüz roller üzerine.
20’li yaşlarımın ilk sabahına uyandım. İçimde yaş almanın ve büyümenin heyecanı var. Yavaş yavaş olgunlaşıyor gibi hissediyorum. Yine de içimdeki çocuk ara ara “beni unutma” diyor. Sanırım ailem de bunun farkında ve hayata karşı gelişmemi, kendimi yetiştirmemi istiyorlar. Üniversitenin ortalarına gelmiş, bitişe oldukça yaklaşmış olmak iyi hissettiriyor. Bir yandan hala çocuksu, bir yandan olgunluğun ilk basamaklarındayım.
Yaş aldıkça bunu en çok da annemden duyuyorum. “Artık büyüdün.” ile başlayan cümleleri oluyor. Hayatımla ilgili bir sürü ardışık cümle sıralıyor. Hayatımın iplerini bana vermek mi istiyor yoksa hayatımı mı yönetiyor anlayamıyorum. Nihayetinde kendi hayatımı değil, bana çizilmiş olanı yaşamaktan korkuyorum.

“Artık yetişkin sayılırım. Tüm sorumluluğumu üstlenebilir, birçok çılgınlık yapabilirim.” diyorum kendi kendime. Sonrasında sanki bir ses, “Henüz o kadar büyümedin!” diyor. O zaman anlıyorum ki her karar birçok sorumluluk getiriyor. Arkamı toparlayan annem olmadan yapamazmışım gibi hissediyorum. Hayatımın birçok yerinde onun gölgesini görüyorum. “Sen dur, ben hallederim.” deyişini ve hep daha iyisini isteyişini anımsıyorum.
Henüz 20’li yaşlarımın ilk başlarındayım. Oldukça güçsüz ve kararsız biriyim. Bunun farkında olsam da, adım atmaktan çekiniyorum. Adıma kararlar alınması bir konfor olsa da bunun gölgesinde yaşamak istemiyorum. Kendimi geliştirecek, daha iyiye gidecek kararlarımın sorumluluğunu almalıyım. Birilerinden beklemek yerine harekete geçmeyi seçmeliyim. Eski ben için artık gece oldu, daha iyi bir hayatın ise ilk sabahındayım.
Büründüğümüz roller
Yıllar önce kendine yazdığı mektubun satırlarını okurken gözlerinden yaş süzüldü. İçinde tuhaf bir burukluk hissetti. Damlalar kâğıdı ıslatırken, geçen sekiz yıl gözünün önünden geçti. Tıpkı bir film şeridi gibi geçmişi izledi. O yaşlarda kendisine verdiği sözleri anımsarken gözü kapıya ilişti. Henüz sekiz aylık olan kızı orada oynuyordu.
O mektubu yazan seneler önceki haliydi. Yine de şu anki yaşantısına birçok mesaj vardı. Annesinin davranışlarını hatırlarken ona çok benzediğini fark etti. Gölgesinden uzaklaşmak istediği kişi kendi olmuştu.
Şimdiden bürünmüştü sanki o role. En çok da o yüzden yaşlanmıştı gözü. Birini sevmek, büyütmek, o insanı yetiştirmek değildi. Şimdi sahnesinde annelik rolünü üstlenirken baktı kendine. Başkalarının sahnesinde başrol olmaması gerektiğini daha iyi anladı.

Bir insanı sevmek o insanı yetiştirmek için yeterli değildi.
Sevmek, o kişi adına kararlar vermek değildi. Sorumluluklarını ondan almak anlamına gelmezdi. Aksine, hayata karşı onu güçlendirmekti. Birçok sorumluluğu yerine getirmesine izin vermekti. Ona alan tanımak, denemesi için sabretmek, destek olmaktı.
Artık otuzlu yaşların başındaydı, yaşadıklarını daha iyi değerlendirebiliyordu. İçinde geçmişle yüzleşmenin ve yaşadığı farkındalığın mutluluğu vardı.
Mektubu bıraktıktan sonra umut ve mutluluk saklayan gözyaşlarını sildi. Kendine sakladığı o cümle dökülüverdi;
“Nice mutlu yaşlara.”
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.