
Misafir Gibi
Çoğu ebeveyn çocuk yetiştirirken elindeki imkanları adeta seferber eder. Konforlu bir hayat sunabilmek için var gücüyle çalışır. Bazen bu konfor o kadar fazla gelir ki, çocuklar hareket etmek istemez. Rahatlık denilen şey, aslında ilerlemekten alıkoyan bir engele dönüşür.
Daha dünyaya gözlerini açmadan odasını tüm detaylarıyla hazırlar. Çeşit çeşit oyuncaklar, kıyafetler ve daha pek çok şey alır. Oysa o bebeğin elleri sadece annesinin ellerini kavrayabilecek boyuttadır. Bazen o eşyalardan odada adım atacak yer kalmaz. Yenidoğan bebeğin heyecanı bütün evi sarar.
Minicik gözleri, onun için uğraşan insanları tanıyabilir mi? Evde çoğunlukla onun sevdiği yemekler pişmeye başlar. Misafirlik saatleri, uyku düzenine göre belirlenir. Evde çıt çıkmaz; çıkarana da ufak çaplı haddi bildirilir. Büyüdükçe bu rahatlığın farkına varmaya başlar. O büyüdükçe istekleri de büyür. Her ailede olduğu gibi onun da sorumlulukları vardır. Bu mesuliyetleri yerine getirmek için çabalamak, zor gelmeye başlar. Sofraya bir çatal koymak bile zor gelir. Çoğu zaman misafir gibi oturur, misafir gibi kalkar. Ne de olsa onun konforunu düşünen birileri mutlaka vardır.

Aynı ebeveynler, çocuklarının kendi ayakları üstünde durmalarını beklerler. Marifetli, mutlu ve başarılı bireyler olmalarını isterler. “Rahat etsin, yeter ki mutlu olsun.” diyerek yetiştirirler. Buna rağmen çocuğunun bugünkü başarısızlığına ise anlam veremez hale gelirler. “Ne isterse yaptık.” dediği çocuğunun problemlerinin gün geçtikçe büyüdüğüne şahit olurlar. Ebeveynler, bu sonuçla karşılaşıncaya kadar durumun farkına varmakta zorlanırlar. Ancak sonuçla baş başa kalınca bir çözüm arayışına girmek zorunda kalırlar.
Düne kadar çocuğuna “Sen yorulma ben hallederim!” diyen aileler, bugün “Bir çay koymak bu kadar mı zor?” derken bulur kendini. Oysa her yaştaki çocuğa uygun yapılacak bir iş vardır. Çocuğun büyüyene kadar elini bir işe sürmemesi onu geliştirmez. Aksine, küçükken kendi çapında işler yapmadığı için, sonrasında ufacık bir işte bile söylenmeye başlar. Rahat etmek değil; hareket ve mücadele etmek yetiştirir insanı. Alabileceği sorumlulukları vermek, bizim de ilk hedeflerimizden biridir aslında.
Bu kabuğu kim kıracak?
İnsanın hayatta güçlenebilmesi için kabuğunu kırması gerekir. Tıpkı kozasından çıkmaya çalışan kelebek gibi. Doğru zamanı beklerken mücadelesine devam eder. Dışarıdan gelen her müdahale gelişimini yavaşlatır. Mücadele eden sadece kelebek de değildir. Küçük bir kaplumbağa da yumurtasını zorluklarla kırıp çıkar. Lakin hala durup dinlenemez, mücadelesine devam eder. Ancak meşakkatli bir yoldan sonra denize varıp hayatta kalabilir.

İnsan da bir şeylere emek verdikçe hayat bulur, güçlenir. Bağcıklarını bağlayabilen çocuk gururla gülümser. Odasını düzenleyen çocuk, hayatını da düzenler. Kıymetli olan eşyanın kendisi değil, ona verilen emektir. Bu yüzdendir ki ailede sorumluluk alan çocuk, almamış olandan daha mutludur. Aile bireylerine karşı daha özenli ve sevgi doludur. İnsan emek verdiği her şeye kıymet vermeye başlar. Sadece başkaları onun için emek veriyorsa, onları görmezden gelir. Teraziler bozulur ve aile içi dengesizlikler başlar. Çocuklara emek verildiği kadar, emek vermesine de müsade edildiğinde denge sağlanır. Birçok problemin ana kaynağı da kökünden çözülmüş olur. Önemli olan, çocuğun doğru zamanda, doğru yerlerde kabuğunu kırabilmesine izin verebilmektir.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (33)
Aysel Kaya dedi ki
7 Haziran 2026Çok güzel bir yazı olmuş. Çocuklarımızı yetiştirirken doğru sanarak yaptığımız yanlışları gözler önüne sermiş. Halbuki iyilik yaptığımı sanarken meğer neler alıyor musuz çocuğun elinden ve geleceğinden...
Tülin D. dedi ki
7 Haziran 2026"Herkes emek verdiği şeye kıymet vermeye başlar." Ne kadar doğru bir söz. Günümüzde herseyi hazır bulan çocukların hiç bir şeye değer vermediğini görüyoruz malesef.
Pınar Ç. dedi ki
8 Haziran 2026İnsan yavrusuna kıyamıyor. Rahat etsin istiyor ancak kaş yapayım derken göz çıkartıyor.
Elif Aydın dedi ki
8 Haziran 2026Çocukların sevimli halleri çok çelici oluyor :) her sevimlilikte onun kozasını hatırlatalım kendimize :)
Seher dedi ki
8 Haziran 2026Öğretmenlik hayatımda böyle pamuklara sarılarak büyütülmüş bir sürü çocukla karşılaştım. Problem orada da büyüyerek devam ediyor. Hayatın içinde sorumluluk verilmemiş çocuk dersi anlamak için de çaba sarf edemiyor, anlamsız geliyor. Sonra da "Hocam bu çocuk niye böyle?" Pamuklara sarılan çocuk ne diye konforunu bozup harekete geçsin!
Hatice dedi ki
8 Haziran 2026Kaleminize sağlık, yine kendimizi bulduğumuz bir yazı olmuş.
Her şeyde olduğu gibi çocuk yetiştirmede de dengenin önemi var.
Mutlu ve başarılı bir çocuk yetiştirmek istiyorsak, önüne imkan sunmak değil, kendisinin yapmasına zorlanmasına dayanabilmek ve sorumluluk vermek gerekir.Emine Arslan dedi ki
8 Haziran 2026Günümüz ebeveyn ve çocuk ilişkisi o kadar güzel anlatılmış ki. Dengeler bozulmuş durumda.Emek vermek kadar o çocuğun o emeği vermesine fırsat vermek de gerekir.
Nurdan A. dedi ki
8 Haziran 2026Kabuğu içerden kırınca yeni bir hayatın başlangıcı, dışardan kırınca daha başlamadan bitmiş bir hayatın sonu oluyor aslında sabrımız yok o kadar beklemeye hemen yapsın istiyoruz bir de kendimizin zorlandığı nereler varsa ben biliyorum diyerek elinden alabiliyoruz.
Funda A. dedi ki
8 Haziran 2026Minik minik de olsa cocuklara evde iş dağılımı yapmalıyız.. erkek çocuklara güçleri ile gaz vererek, kız cocuklarınada matifeti ile olabilir ama bizler çocuklarımızı yormayalım etmeyelim diye yaptırmıyoruz
A.C. dedi ki
8 Haziran 2026okurken kendimi sorguladım. Sevgi bazen her şeyi yapmak değil, yapabileceklerini onların yapmasına izin vermekmiş.
Serap Y. dedi ki
8 Haziran 2026Bundan 60-70 yıl önce ekmeği bile evde yaparken kendimizi altı yaşında ki çocuğun peşinde kaşıkla koşarken bulduk, acı ama gerçek dedikleri bu olsa gerek….
Ayşe A. dedi ki
8 Haziran 2026Karşımızdakinin işini kolaylaştırınca ona iyilik yaptığımızı zannediyoruz... Oysa kötülük yapıyormuşuz farkında olmadan..
Zehra dedi ki
8 Haziran 2026Gerçekten düşündüren bir yazı olmuş. Bazen iyilik yaptığımızı sanarken çocukların kendi başlarına bir şeyler öğrenmelerine engel olabiliyoruz. Özellikle sorumluluk vermenin önemini çok güzel anlatmışsınız. Emeğinize sağlık.
Feyza melek dedi ki
8 Haziran 2026101. Oyuncağın değil de beraber kurabiye yapmanın mutluluğunun tadına vardım. Artık bütçem de rahat ediyor zihnim de. Karnım da doyuyor
Darmona Danış dedi ki
8 Haziran 20263 yaşında ki çocuğun sofradan tabak taşıması 5 yaşında ki kuzenimin tabureyle bulaşık yıkaması çok üzücüydü benim için. Ta ki büyüyene kadar bir tabağı kaldırmak dahi zor gelene kadar. Gözümün önündeymiş meğer olması gerekenle olmaması gerekenler.
Kadriye dedi ki
8 Haziran 2026Günümüzde karşılaştığımız buyuk bi problem ve çözümleriyle birlikte verilmis cok faydali bi yaz olmuş yureginize sağlık
Görkem A. dedi ki
8 Haziran 2026Yazıyla okunca eski günler aklıma geldi. Az oyuncak vardı ancak ne çok eğlenirdik. Bir de küçükken ufak tefek işleri bize yaptırırlardı Kumanda getir götürü mesela :)
Gülay dedi ki
9 Haziran 2026Çocuk yetiştirmek bu olsa gerek. En ufak bir zorluk yaşamasına kıyamadığın, her şeyi önüne sermek istediğin evladının güçlenmesi için onun sorumluluk almasını sağlamak, hayatta zorlandığı yerde kendisinin üstesinden gelmesi için destek olmak.
Almina dedi ki
9 Haziran 2026Her istediğini yaparak iyilik etmediğimizi sanıyoruz. Her müdahalemiz çocuğun geçmesi gereken, geçerken de güçleneceği süreci bozuyor gerçekten. Sadece desteklenmesi gereken yerde desteklemek gerekiyor.
Aynur B. dedi ki
10 Haziran 2026Yakın çevremde de fark ettiğim bir konuya deginmişsiniz. Bu çağın en büyük problemlerinden biri de ÇOCUK YETİŞTİRMEK olmalı.
Kendi işini kendisi yapan çocuk hem çok mutlu hem de çok marifetli oluyor. Hayata karşı gelişmiş oluyor.Melda Akanlar dedi ki
11 Haziran 2026Sorumluluk bilinci, görev bilinvi gelişmemiş bir insanın hayatta başarılı olması çok zor, neredeyse imkansız,
Büşra D. dedi ki
11 Haziran 2026Benzer cümleleri söylüyoruz ya da duyuyoruz; “bir bardak su getirmek bu kadar mı zor?” Ne yazık ki gözünün içine baktığımız çocuklarımızın bu sürecinde bizim de payımız var
Yine de nerden dönersek kar :) yaşasın çocuk işçiler :)Ece UYAN dedi ki
13 Haziran 2026Günümüzdeki çoğu kavgaların, ayrılmaların, boşanmaların sebebi bu. Sorumluluk verilmeyen çocuklar, büyüdüklerinde yapması gereken temel sorumlulukları bile yapmak istemiyor. Bu yüzden problemler çıkmaya başlıyor.
Faruk G. dedi ki
17 Haziran 2026Sanki beni, sanki bizi, sanki hepimizi anlatmış....
Ne de güzel anlaşılabilir yazı olmuş....🙏🙏🙏Selmin Hamidioğlu dedi ki
22 Haziran 2026''Odasını düzenleyen çocuk, hayatını da düzenler.'' Ne kadar da umut verici bir söz
Sinem dedi ki
23 Haziran 2026Sorumluluk alabilmek insanın en çok da kendine emek vermesi aslında. Sorumluluk aldıkça yetişen, olgunlaşan, mutlu bireyler haline geliyoruz. Hayat her şeye rağmen daha lezzetli oluyor.
Fatma D dedi ki
25 Haziran 2026Ben yaşadım o yaşamasın
Ben çektim o çekmesin diye diye yetiştirdik bu nesli :(
İnsan yine kendi kendine çıkmaza girdi 🤦🏻♀️🤷🏽♀️Eylem dedi ki
25 Haziran 2026Kıymetli olan çok emek verilen değil midir zaten. Biz ne kadar sorumluluk alıyoruz, ailemiz bu sorumluluklarda paylarına düşeni biliyor mu?
Asile dedi ki
30 Haziran 2026Hayata karşı güçlenebilmesi için çocuğa sorumluluk vermek bir yük değil, çocuğa kazandırılan en önemli marifet aslında.
Melike Ç. dedi ki
6 Temmuz 2026İnsan kıyamadığı için hep önünü açmak istiyor yavrusunun. Ama tatmin olmasını engelliyor.
Meltem UZUN dedi ki
14 Temmuz 2026Günümüz ebeveyn-çocuk ilişkisindeki kanayan yaramız. "Ben çektim çocuğum çekmesin.." Çocuklarımıza onları marifetsiz hale sokarak en büyük düşman biz olmuşuz.. 😓
Tülin Y. dedi ki
29 Temmuz 2026Sevdiğim bir atasözü şöyle der'' Ağaç yaş iken eğilir''.
Hazal Y. dedi ki
8 Ekim 2026kendimi sorguladığım bir yazı oldu. İyiliği hep yapmak zannedebiliyoruz bazen iyilik yapmamaktırda.