Doğaya baktığımızda her canlının ihtiyaç üzerine hareket ettiğini görürüz. Güçlü bir aslan, hasta olan ceylanı avlamak için hamle yapar. Ona üzülmez, beklemez, ne gerekiyorsa onu yapar. Çünkü ekosistemin gereği budur. Minik bir solucan toprağın havalanmasına yardım eder. Arılar polen taşıyarak bitki nüfusunun artmasına katkı sağlar. Aslında her biri başka bir sebep için bunun yapar. Bu; yaşam döngüsünün devam edebilmesi için, uyum sağlanması gereken bir düzendir.
Doğada hal böyle iken, toplumun da düzenini, dengesini koruyan sistem ailedir. İlk uyumlanma, öğrenme ve gelişim ailede başlar. Son dönemlerde aile kavramının anlam değiştirmeye başladığı konuşuluyor İnsanlar sürekli; “Eskiden böyle miydi?” demeye başladıysa bir şeyler çoktan değişmeye başlamış demektir. Bu cümle bazen eskiler daha iyi, bazen de daha kötü olduğu için söylenir. “Eskiden ulaşım ne zordu, şimdi daha kolay.” derken iyi hissederiz. Maalesef aile kavramı söz konusu olduğunda aynı şeyleri söyleyemiyoruz. Birlikte oturulan sofralar yerini ıssız, boş masalara bıraktı. Hâl hatır soran, büyüklerinin ihtiyacını gören çocuklar, kendilerinden başka bir şey göremez oldu.
İnsanların büyük bir kısmı aile içi dinamiklerinfarklılaştığından yozlaştığından bahsediyor. “Peki bunun en büyük sebebi ne?” diye düşündüğümüzde aklımıza yine aynı cevap geliyor; “teknoloji.” Günlük hayatta işlerimizi kolaylaştıran, birçok alanda destekçimiz olan bir mecrateknoloji. Kötü yanı ise, telefon ve televizyonlardaki uygulamaların yüksek albenisi. Çok keyifli ve eğlenceli görünen bu mecralar insanı adeta bir girdap gibi içine çekiyor. Özellikle gençlerimiz neredeyse tüm boş zamanlarını bu platformlarda geçirir oldular. Çünkü keyifli olduğu kadar onların hayallerini de destekliyor. Az emek çok kazanç!
Haz ve Hız Çağında
“Gençlik bir kere yaşanır, özgürce yaşa.” diye bir motto vardı sıkça duyduğumuz. Gençliğin bir kez yaşandığı doğru; peki özgürce yaşamak nedir? Gençlerimiz bunu nasıl algılıyor ve yaşamaya çalışıyor? Hepsinin birbirinden farklı karakterleri olsa da temelde istekleri aynı; mutlu olmak. Mutluluğun nerede olduğunu bulmaya çalışırken bazen hatalar da yapıyorlar. Bunların içinde en sık yapılan hata; az emekle çok mutluluk elde etmeye çalışmak. Mutluluk yerine haz desek belki de daha doğru ifade etmiş oluruz.
Konfor birinci hedef haline geldiğinde, çocuklar üretmekten acı çeker hale geliyorlar. Oysa ki insan önce üretir sonra ihtiyacı kadarını tüketir. Böylelikle dengeli ve mutlu bir hayat sürer. Hedefinizde hep ve sınırsız mutluluk varsa ve bunun için üretmek, emek vermek istemiyorsanız o zaman koskoca bir mutsuzlukla baş başa kalırsınız.
Şimdiki gençlerimizin durumu da tam olarak böyle. Kendilerine dayatılan kolay kazanç algısından onlar da payını alıyorlar. Hele bir de; “Benim yoktu onun olsun.” diye büyütülen bir ailedeyse işler hepten sarpa sarıyor. Her şey önüne serilmiş bir kişi, hedefleri için çabalamaktan vazgeçiyor. Üretmek, yoğun emek sarfetmek ona ağır gelmeye başlıyor. Takip edilen fenomenler sürekli tüketimden bahsediyorlarsa, gençler de varolmanın gerekliliğini böyle kodluyorlar. Bu algıyla birlikte, mutlu olmak için her defasında tüketmesi gerektiğine inanıyorlar. Zorlandığı yerlerde şikayet etmeye başlıyorlar.
Başta da bahsettiğimiz gibi insan doğaya baktığında ne görüyor? Her şey ihtiyacı yönünde hareket ediyor, görevlerini aksatmıyor. Az emekle fazla imkan elde etmeye çalışmıyor. Üzerlerine düşen görev neyse onu sonuna kadar büyük bir netlikle ve sabırla yapıyorlar. Başarıya ulaşmanın en önemli yollarından biri de; hedefine giderken azimli ve istikrarlı olabilmektir. İnsan azimli olmak yerine hırslı olmaya başladığında başarısızlıkların ardı arkası kesilmiyor. Sabırlı, sakin ve azimli olabilmek dileğiyle.
52 Yanıt
Eskiden hayat daha zormuş gibi gözükse de sanki insanlarda sağlıklı daha hareket halinde daha mutluyken şimdi hayat elektronik aletlerle cihazlarla hayatımız kolaylaşmış gibi gözükse de insanları tembelleştirmeye Marifetsizleştirmeye yönelik bir hayat sunuyor.
Aileler de sorunun nerede olduğunu anlayamadan hala “bir şey eksik” Sanıp vermeye almaya devam ettiği için sanırım kısır döngüden çıkılmıyor
Herşeyin ‘kolay’ olması gerekiyor algısı oluşturulan bir zamandayız. Oysa ki insan emek verdiğini değerli görüyor. Şuan bir çok imkanımız var ama mutsuzluktan bir türlü kurtulamıyoruz. O zaman imkanlarla değil de kendi ürettiklerimizle mi mutlu olabiliyoruz acaba?
Eskiden bazı şeyler zordu tabikii. Eskiler “yeniler “diyor. Yeniler “eskiler “diyor. Her çağın olumlu olumsuz yönleri var. Faydalı bir yazı 💐
Günümüzde hemen herkesin bir tıkla ulaştığı istekleri ne kadar rahata alıştırdı aslında. Böyle olunca da mutlu olmak için her defasında tüketmek, bir başkaya, “yeni” bir şeye sahip olmak gerek gibi bir anlayış oluştu. Zannediyorum mutluluğu ve tüketim nasıl olmalı kısmını yeniden anlamamız gerekiyor. Yazı için ve içerikteki stratejiler için teşekkür ederim.
Günümüz gençliğinin hayalini ne güzel anlatmış.Bu güzel stratejiyi verdiğiniz için teşekkür ederim. 🙂
Neredeyse her ailenin yaşadığı bir problem ne yazık ki. Canımızın istediği her şeye bir tıkla o kadar kolay ulaşabiliyoruz ki! Bir tıkla kıyafet alabiliyor, istediğimiz yemeği söyleyebiliyor, istediğimiz şeyi izleyebiliyoruz. Bozulan televizyonu bir aramamızla gelen ustaya yaptırabiliyoruz. Bu kadar hızlı ve kolay tüketim imkanı varken kalkıp annemize mutfakta yardımcı olmak, babamız musluğu tamir ederken çırağı olmak zor geliyor haliyle. Gittikçe üretimi azalan tüketimi artan bir aile kaçınılmaz oluyor.
Bakış açımı değiştirmeme yardımcı olan bir yazı oldu🙏🏻
Çocukların doğum günlerinde artık ne alacağımızı şaşırıyoruz. Her şeyleri var, hiçbir şeye ihtiyaçları yok. O zaman bu gençlik nereye gidiyor?
Son zamanlarda duğdumuz cümle, ben yaşayamadım çocugum bari yasasin dedikçe insanlar, devamlı imkanla büyüyen istediğine kolay ulaşan mutsuz cocuklar meydana gelmeye başladı.