Ortalık tam bir keşmekeş gibiydi. İğne atsan yere düşmez bir kalabalık vardı. Öyle kalabalıktı ki insan yürümekte bile güçlük çekiyordu. Bir de bitmeyecekmiş gibi görünen, uzun bir araç kuyruğu vardı. Otobüsler, bir taraftan yolcularını almış, hareket ediyor. Bir taraftan yeni yolcu almak için hızla perona giriyordu.
Yolculardan bazıları kalkış saatine geç kalmış, telaş içinde koşturuyordu. Bazıları ise heyecanla valizlerini yerleştirmeye çalışıyordu.
Yapılan anonslar, görevlilerin uyarıları otogarda yankılanıyordu:
“Sevgi Çınar! Sevgi Çınar! 32 numaralı peronda bekleniyorsunuz.”
“Evet, Ankara yolcusu kalmasın!”
“İstanbul -Adana seferini yapan otobüs harekete hazır.”
Rüzgâr saçlarını savuruyor, yağmurdan ıslanan basamaklar çıkmasını zorlaştırıyordu. Aksi gibi o gün açık ayakkabı giyeceği tutmuştu Elif’in. Halbuki annesi evden çıkmadan önce de uyarmıştı;
“Kızım, hava bulutlu yağmur yağacak, ona göre üzerini giyin.”
“Anneler her zaman haklı çıkmak zorunda mıydı? Neyse ki annemi dinleyip yanıma yeteri kadar eşya almışım.” diye geçirdi içinden.
Düne kadar sınavın ne zaman biteceğini düşünüp duruyordu. Şimdi ise kendini otogarda bulmuştu bile.
Kazandığı okula kaydını yaptıracak, ayarladıkları yurda yerleşecekti.
Elif için yuvadan bir süreliğine ayrılma vakti gelmişti.
İşte böyle başlamıştı yolculuğu; ilk molasını bile vermişti.
‘’Sayın yolcularımız 20 dakika ihtiyaç molası veriyoruz.’’ dedi şoför.
Bu kısacık ara, çeşitli ihtiyaçların molasıydı. Bazıları için temiz hava almak, tazelenmek demekti. Yanında getirdiği atıştırmalıkları hızlıca yiyenler de vardı. Hazırlığı olmayanlar ise market bölümünden alışveriş yapıyordu.
Herkes kendi ihtiyacına göre o 20 dakikalık vakti değerlendirmeye çalışıyordu. İnsanlar, otobüs bir daha durmayacakmış gibi yoğun koşturma içindeydi. Bu zamanı kendilerince değerlendirmek için çaba sarf ediyorlardı.
Elif ise 20 dakikalık molanın hakkını verebilmenin huzurunu yaşıyordu.
‘’Bu hissiyatla yola devam ediyor olabilmek ne güzel. Ya uyuyakalsaydım ya yarım kalsaydı yapacaklarım, yetiştiremeseydim ne olurdu? diye düşündü.
Hayat da bir yolculuk
Annesinin sözlerini anımsadı camdan dışarı bakarken. Yanına aldıklarının sadece yedek kıyafetleri olmadığını fark etti.
“Hayat da bir yolculuk değil mi kızım? Bir başlangıcı ve bir sonu olan. Bize düşen vakit varken elimizden geleni yapmak, tabii hırsa kapılmadan. Gayret etmeye devam ettikçe insan için daima ümitler filizlenir.”
Sınava hazırlanırken zorlanıp motivasyonunu kaybettiğinde hatırlatırdı annesi. Zamanı iyi kullanmanın önemini sadece sınava hazırlanırken olmadığını da eklerdi.
Hayatın akışında her insan belli başlı dönemlerden geçer. Bazen bir sınav sürecidir bu. Bazen de yeni kurulan bir iş olur. Dünyaya gözlerini açmış bir miniği yetiştirmektir kimi zaman. İnsan hayatının böylesi dönemlerinde olaylara fazla takılıp kalabilir. Bir sınavın bitmek bilmeyeceğini düşünüp motivasyonunu kaybedebilir. Çocukların hiç büyümeyeceğini düşünüp andan keyif almayı unutabilir. Oysa asıl mesele o andan zaman zaman dışarıya çıkabilmektir. Dışarıdan bir gözle bakabilmek ve kendine hatırlatabilmek.
Hayat bir yolculuktur, cam kenarında ise güzel manzaralar mevcuttur. İnsan bazen içinde bulunduğu aracın içine sıkışmış gibi hisseder. Zaman zaman o manzaraları hatırlamak insana güç verir. Yol gittiği sürece gayreti elden bırakmamak ve yolculuğun son bulacağını hatırlamak ise en önemli meseledir.
13 Yanıt
İnsan bazen yaşadıklarını hiç geçmeyecek miş gibi zanneder oysa ki Elif in dediği gibi hayat bi yolculuk ve her şeyin bir sonu var.
Bu bilinçte olduğunda insanın kalbi ferahlıyor.
İnsan, hayatta kendisine verilen sürenin çok uzun olduğunu düşünür. “Bugün olmazsa yarın yaparım.” derken zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark etmez. Oysa hızla geçen bu yıllarda yapılan iş ve bırakılan her iz büyük bir kıymet taşır.
Aklıma gelen şey şu: Acaba bu yolculukta hangi duraktayım ,hangi moladayım varışa kaç kaldı .Hakkatan insan bunu fark edince ne kadar kolay ve keyifli bir hayatı yaşar .