“Merhaba avukat kızım.” diyerek içeri girdi Halit amca. Sözü dinlenen, insana değer veren bir aile dostumuzdu. Şimdiye kadar ise hiç avukatlık işi olmamıştı. Bugün ise miras paylaşımı için buradaydı. İçinde hala bir endişe taşıyordu. Acaba yapmayı düşündüğü şey doğru muydu? Torunlarına çok düşkündü Halit amca. Onu tanıdığımdan beri torunlarından bahsederken gözlerinin içi parlardı. “Şunu bil ki; evlat tatlıdır ama torun daha tatlıdır.” derdi. Şimdiden anlamam zor tabi ama Halit amcaya bakınca haklı gibiydi.
Nasıl da düşkündü hala torunlarına. Dün gibi hatırlıyordu kucağına tırmanmalarını, koltuktan koltuğa takla atmalarını. “Hep öyle kalmayacakları belliydi.” diyordu kendi kendine. Elinden geleni yapmış, babalarının eksikliğini hissettirmemeye çalışmıştı. Lakin istediği gibi olmuyordu işte.
Büyük torunu ise ilk göz ağrısıydı; oysa en çok o çektirmişti Halit amcaya. Ömrü büyük torununun arkasını toplamakla geçmişti. Hangi okula giderse gitsin en yaramazı ile arkadaş oluyordu. Kötü alışkanlıkları hemen ediniyor, okuldan sürekli şikâyet getiriyordu. Oysa yalnızlık çekmesin diye bir sürü imkân sunmuştu. O kadar emek vermişti ki elini üzerinden çekemiyordu. “Bir işe girse, düzenini kursa!” diye gözünün içine bakıyordu. O ise girdiği işlerde bir türlü dikiş tutturamıyordu. Hiçbir yeri beğenmiyor “Burası bana göre değil.” diyordu.
Halit amcanın işe başlama hikayesi ise bambaşkaydı. Eski günleri yad ederken az dinlememiştim. Küçücük yaşına rağmen hayata erken atılmış. Çıraklıktan yetişmiş, o kadar çalışmış ki her işi öğrenmiş. Erkenden kalkıp etraf aydınlanmadan dükkâna gidermiş. Soluk soluğa kapıda ustasını beklermiş. İlk iş fayansları temizler ardından dükkânın önünü süpürürmüş. Ne gariptir ki şimdi ustasının dükkânı onun olmuş. Dükkân ile birlikte sorumluluklar da artmış. “Aslan yattığı yerden belli olur.” deyip temizlediği fayanslar yıpranmış. Bir de torunun borçları eklenince artık kaldıramaz olmuş.
Şimdi ise vakit varken vasiyetnamesini hazırlamak istiyordu. Küçük torunuyla kızına ondan sonra kalacakları belirlemekti niyeti. Bankalar torununun peşinde olduğu için malı varlığını sattırmasınlar istiyordu. Sağlığında varlığının çoğunu tüketmişti erkek torunu. O ölünce de eşit mi paylaşacaklardı mirası?
İnsanı olgunlaştıran nedir?
Hayat Halit Amca’yı nasıl da yetiştirmişti. Geçen yıllar ona göstermişti ki; cefa çekilmeden sefa sürülmüyordu. Ne yazık ki torununa bunu öğretememişti. Oysa hep daha iyi olması için uğraşmıştı. Çalışmaktan alıkoymak, konforunu sağlamak onu yetiştirmemişti. Kıyamamıştı onun küçücük ellerine, yorgun düşen bedenine. Böylelikle yapması gereken işleri kendisi üstlenmiş, torununa fırsat vermemişti. Halbuki insanı rahatlık değil sorumluluklar olgunlaştırıyordu. Ne yazık ki Halit amcayı torununa düşkünlüğü kör etmişti. Şimdi geç de olsa hatasından dönmek, aile fertleri arasında adaleti sağlamak istiyordu.
Rahatlığın insana iyi geldiği yanılgısı, insanın en büyük tuzaklarından biridir. Kimileri kendileri, kimileri çocukları için rahat bir hayat arayışına girer. Aslında insanı en çok geliştiren çalışmak, emek vermek, zorluklarla mücadele etmektir. Her önemli başarı hikayesinin ardında, büyük bir çaba ve vazgeçiş vardır.
14 Yanıt
Hayatın zorluğunu yaşayan insanlar çocukları için benim yaşadıklarımı o yaşamasın diyebiliyor. Geçmişte harcanan bu emekler olmasaydı şu anda bu noktada da olunmayacaktı. O emekler ödenince bugün sahip olunanların kıymeti biliniyor.
Aslında insana verilecek en iyi hediye hamurunu kaliteli mayalamak. Piştikten sonra o hamuru değiştirmek mümkün olmuyor
Çocuk yetiştirmede en çok yanılgıya düştüğümüz nokta, onlara küçük yaşta sorumluluk vermemek, kıyamamak oluyor malesef.
Bazen yardım amacı ile zorluk yaşayan birine yardım etmek istediğimiz oluyor. Farkında olmadan o konudan alması gereken deneyime engel olabiliyoruz. Onların çabalamalarına fırsat vermek gerek aslında.